Bu Makale
980 Tekil
Görüntülendi.
TARİHİN UTANÇ DOLU DENEYLERİ -2- FRENGİ DENEYİ... (TUSGEGEE)

TARİHİN UTANÇ DOLU DENEYLERİ -2-

FRENGİ DENEYİ...

(TUSGEGEE)

 

Hipokrat yeminini okumadan mezun olan doktor yok bildiğimiz kadarıyla...

"Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhinde kullanmayacağıma" diye başlıyor yemin...

Ancak bu yemine sadık kalmayan doktorlar var ne yazık ki...

İnsanlık düşmanı, katil Dr. Mengele (yakında yaptıklarını yazacağım) tarzı uygulamalara yönelen doktorlar az değil.

İnsanların haberleri olmadan denek olarak kullanıldığı deneyler hayli fazla...

Bunlardan biri de "frengi deneyi" olarak biliniyor.

Deney ABD'nin Alabama eyaletinde 1920'li yıllarda başlatılıyor.

40 yıldan fazla bir süre uygulanıyor...

ABD Halk Sağlığı Hizmetleri doktorları o dönemde tedavisi bilinmeyen sifiliz (frengi) hastalığının seyrini incelemek istiyor.

Bunun için Afro-Amerikalı siyahlar tercih ediliyor.

Frenginin siyah erkeklerdeki seyrinin beyazlardan farklı olup olmadığını görmeyi amaçlıyor "halk sağlığı hizmetleri (!)" doktorları...

400 siyah erkek, rızaları ve bilgileri dışında deneye tabi tutuluyor...

Onlara "ücretsiz sağlık hizmeti sunulacağı" söyleniyor.

Hastalığı latent konumda seyreden, yani enfeksiyonu taşıdığı halde semptom göstermeyen katılımcılara frengili oldukları bilgisi verilmiyor.

Eğitim ve gelir düzeyi düşük deneklere "kötü kan" taşıdıkları söyleniyor.

Amaç katılımcıları tedavi etmek değil, tam tersi tedavisiz bırakmak...

Verilen ilaçlar sadece mineral takviyesi ve aspirin...

Bu bilgiyi araştırmacı doktorlardan başka kimse bilmiyor.

Üstelik...

Penisilin 1947 yılından sonra bu hastalığın tedavisinde etkili olduğu halde bu deneklere uygulanmıyor.

Tam 40 yıl denekler frengi olduklarından bi'haber yaşıyor/yaşatılıyor...

Beyin hasarı, felç, körlük ve hatta ölüme kadar gidebilen frenginin pençesinde hayatlarına devam eden 400 katılımcının 28’i doğrudan hastalık yüzünden, 100 kadarı da hastalığa bağlı komplikasyonlardan hayatını kaybediyor...

40 denek frengiyi eşine de bulaştırıyor.

En kötüsü de 19 çocuk frengili doğuyor...

İşin en acı taraflarından biri de Tuskegee Üniversitesi çatısı altında yürütülen çalışmanın aslında gizli saklı bir tarafının olmaması.

Her şey tıp camiasının gözleri önünde cereyan ediyor.

Bilim insanları bu insanlık dışı deneyi sessizce izliyor...

Bill Jenkins isimli Halk Sağlığı Hizmetleri'nde görevli siyahi istatistik memuru durumu fark edinceye kadar konu gündeme getirilmiyor.

Deneyin başlamasından yaklaşık 30 yıl kadar sonra, (1960’larda) yüzlerce insanın tedavisiz bırakıldığını fark ediyor Jenkins...

Olayı araştırmaya başlıyor...

Yanına birkaç isim daha alan Jenkins, deneyi anlatan bir yazı kaleme alıp bunu Afrika kökenli Amerikalı tıpçılara ve birkaç gazeteye yolluyor.

Çabaları hemen sonuç vermiyor.

Çünkü beyazların egemen olduğu tıp camiasında dikkate alınması kolay olmuyor...

Yaklaşık on yıl mücadele veren Jenkins'e 1972'de Peter Buxtun da katılıyor.

Sonunda bu insanlık dışı deneye son veriliyor...

Haber The New York Times’in manşetinde yer alıyor.

Bir sene sonra 1973’de katılımcılar ABD hükümeti aleyhine açılan dava sonucunda 10 milyon dolar tazminat hakkı kazanıyorlar.

Ardından 1974’de ABD Ulusal Araştırma Yasası yürürlüğe giriyor ve insan deneklerin tıbbi/bilimsel/klinik araştırmalarda kullanılması yasaklanıyor ya da belli şartlara ve yazılı onay mekanizmasına bağlanıyor...

Hangi tazminat 400 insanın hayatından daha değerlidir.

Sözüm ona "araştırma" adı altında yaşamları köreltilen yüzlerce insanın suçu nedir?

Dünyaya frengi hastalığı ile gözlerini açan o masumların günahı nedir?

O doktorları insanlıktan çıkaran, yeminlerini unutturan nasıl bir sistemdir?

Günümüzde de durum pek farklı değil malesef.

İnsanlar denek olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Türkiye'de de örnekleri çok.

Sağlık hizmetlerinin özelleştirildiği bir sistemde hastayı "para" olarak gören doktor sayısı azımsanmayacak kadar çok.

Yeminlerine sadık kalan doktorlar çoğunlukta elbette.

Ancak etik değerleri hiçe sayan,  gerekmediği halde hastalara çok sayıda tahlil isteyen, ameliyat yapan doktorlarla ilgili  haberleri okuyoruz/duyuyoruz.

Sağlık sisteminin ticarethaneye dönmesinin sonucu başka ne olabilir ki...

Doktorları ameliyata, tahlile zorlayan hastane patronları olduğu müddetçe tıp etiği, hipokrat yemini formaliteden öteye geçebilir mi?

Hayatın merkezinde YAŞAM HAKKI, ADALET olmalıdır.

İnsanı alçaltacak ya da yüceltecek olan yine insandır...

İnsan, içindeki Tanrısal özü hatırlamalı ve bu Öz'ün ten rengi siyah, beyaz, sarı olan her insanda bulunduğunu unutmamalıdır.

O zaman "Küçük Albert, Frengi vb." deneylere son verilir.

Umut var.

Umut, şahdamarından daha yakın olan Tanrısal Öz'ümüzde... 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×