Bu Makale
1915 Tekil
Görüntülendi.
TEŞEKKÜRLER MUSTAFA BALBAY

TEŞEKKÜRLER MUSTAFA BALBAY

 

Silivri kazazedesi, 24. Dönem İzmir 2. Bölge Milletvekili, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu üyesi, Cumhuriyet Gazetesi eski Ankara Temsilcisi, Cumhuriyet Gazetesi’nin baş sayfasında Gündem adlı köşenin yazarı olan Balbay'ın gezi, inceleme, siyaset ve Çocuk Edebiyatı alanında 50 kitabı vardır.

 

Milliyet İzmir bürosunda birlikte çalıştık. Güzel bir arkadaşlık dayanışması vardı, aile gibiydik. Yaşamımızın önemli bir bölümü orada geçiyordu. Hatta öyle zamanlar oluyordu ki, çocuklarımız gazeteye gelir, bizi ziyaret eder, özlem giderirdi. Milliyet Ege ilavesi olmadığı için haberler İstanbul’a geçilirdi. Girişteki odada ‘Dede’ Hüseyin Omaç teleksin başına oturur, haberleri perfere banta aktarır ve ardından makineye yol verir, haberler tıkır tıkır geçer giderdi, sabahı zor ederdik. Haberlerimizin gazetede yer alması büroda büyük bir mutlulukla karşılanır, herkes haberi çıkan arkadaşı kutlardı. Bir de haberde imzan varsa, işte o zaman keyfimize diyecek yoktu.


Henüz faks yoktu ama karanlık odamız vardı. Karanlık odaya girmeyen, film yıkamayan ve basmayan arkadaşımız yoktu. Okul gibiydi. Teleksi kullanır, telefoto ile fotoğraf geçer, karanlık odada film yıkar ve karta basardık. Her yeni gelene bunlar öğretilirdi. Haftada bir gece nöbeti tutardık. O yıllarda henüz öğrenci olan NTV İzmir Temsilcisi Merih Ak geceleri çalışmaya gelir, bütün işleri yüklenirdi. Çok çalışkandı.

 

Büro şefimiz Nurettin Tekindor, müdürümüz Önder Özçorlu, İstihbarat şefimiz Mustafa Balbay’dı. Hakan Tartan serbest çalışırdı, özel haberleriyle sayfalarda sık yer alırdı. Elvan Feyzioğlu dizi yazı ve röportaj yapmayı severdi, bu konuda oldukça başarılıydı. Tanju İzbek kültür ve sanattan sorumluydu, bu alanda başarılı muhabirler arasında yer alırdı. (Ayvalık Cunda Adası’nda Yunanca çeviriler yapıyor ve üç yayımlanmış kitabı bulunuyor.)

Bektaş Türk magazinden sorumluydu. Arkadaşımız sayesinde büromuz sık sık ünlü sanatçıları ağırlardı. Bolca davetiyeler gelir, oyunlara, tiyatrolara, konserlere giderdik. Benim masamın karşısında Çağlayan Bilgen, Ahmet Alphan, Sedat Peker, Tülay Cengiz yanımızda Bülent Demirsoy, vagon gibi sıralanırdık. Sedat Peker, Demir Özgen, Hakan Yiğit, Bülent Katarcı, Timuçin Tülis, Yılmaz Dilek, Bölge masasında Nur Kurtuluş, muhasebe servisinde Hafize Abla ile Hatice Aydoğdu, telefonların başında Hatice Tülis, ilan servisinde Süreyya Baskın, Hayati Tuncer ve Gamze Karadede, dağıtımda Erdinç Şamoğlu, Ercan Özderici, Şenol Baskın, Bedri Kurtuluş, spor servisinde Bülent Ulukan, Tayyar Özdemir, Gürsel Kuru, Mehmet İnce, Sinan Genç, Denizhan Güzel, Özkan Felek ve stajyerler, matbaada Emin Varol, Erkan Karadede, Çarli Mehmet, Ali Yaldız, Hikmet Şenol, Levent Sivri. Hafta sonları spor servisine yardıma gidilirdi. Kale arkasına geçer fotoğraf çekerdik. Kale arkasında o yıllarda kimler yoktu ki…

Bir gün Yılmaz Soytürk çıktı geldi. kulağıma eğildi, “Birader merhaba, Okan Yüksel’in selamı var. Bana renkli film yıkamayı öğretir misin?” (Emekli, Foça’da keyif sürüyor. ) Hemen herkes her göreve giderdi.


Çok keyifle gazetecilik yaptığım yıllardır Milliyet, unutmak mümkün değil, anılar o kadar çok ki, birini paylaşayım.

Büro şefimiz Nurettin Tekindor beni Selçuk Festivali’ne gönderdi. Gideceğim, ama arabayı kullanacağım, fotoğraf çekeceğim, haberi de ben yazacağım. Ohhh, bir koyundan üç post misali üç kişilik iş bir kişiye! Tepki gösterdim. Bir anda tatsızlık yaşandı ve ayrılmaya karar verdim. Bu mesleği yapmayacağımı söyledim. Herkesle vedalaştım. Balbay’ın odasına gittim, “Ayrılıyorum” dedim.


Kapıdan çıkmaya hazırlanıyordum, Bülent Ulukan seslendi, beni çaya davet etti. Ben Bülent Ağabey ile spor servisinde çay içerken, istihbarat servisinde Balbay, isyan bayrağı açmış. “En iyi adamlarım birer birer gidiyor. Işık giderse ben de giderim” diye rest çekmiş. Bunları sonra öğrendim. Bülent Ağabey ile vedalaşıp kapıdan çıkarken, Önder Ağabey arkamdan yetişti, beni Nurettin Ağabey’in çağırdığını söyledi. Yanına gittim. Bana ne iş yapacağımı sordu. “Kamyon şoförlüğü yaparım” dedim.

 

Nurettin Ağabey, “Hadi oradan deli adam, git masana, işine bak!” diye attı fırçasını.

 

O gün bugündür, Nurettin Ağabey beni nerede görse kamyon şoförlüğü aklına gelir, bana çok kızdığını söyler durur.

Eğer o gün Mustafa Balbay tepki koymasaydı ben gazetecilik mesleğine veda edecektim, bugüne kadar tanıdığım, dost olduğum, dostluğumu sürdürdüğüm onlarca insan yaşamımda olmayacaktı. Offf çok hüzün verici olurdu, hepsi de güzel yürekli dostlar, pandemi nedeniyle bir araya gelemesek de, sağ olasın sosyal medya diyelim. Teşekkürler Mustafa Balbay…

 

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×