Bu Makale
632 Tekil
Görüntülendi.
Umut Beklenen Yeni Yıl'da Yine Kan ve Terör
Yeni bir yıla başladık. Geride savaş, terör, katliamlar, siyasi çarpıklıklar, bozuk bir ekonomi, Darbe girişimi gibi acı ve hazin oldukça yoğun dramatik olaylar ve gündemler yaşadık. Tüm bu olumsuzluklara rağmen yinede toplumsal barış, özgürlük ve demokrasinin hakim olduğu yeni bir yıl dilemekten geri kalamıyoruz.

Aslında bu yazıyı belkide 31 Aralık günü yazsaydım bu iyi dileklerimin 2017 yılında gerçekleşebileceği umudumu hala taşıyabilirdim.

Ancak ne yazıkki terör buna bir saat bile imkan tanımadı. Yeni yılın ilk saatinde feci bir terör olayı yaşadık. Bu sefer terörün adresi "Reina" adlı Dünyaca ünlü ve oldukça iyi korunduğunu sandığımız  bir eğlence mekanı. Sonuç, yine toplu bir katliam, aralarında yabancılarında olduğu öldürülen 39 masum insan ve 4'ü ağır 60 kadarda yaralı.

Katliamda ölen yurtaşlarımıza tanrıdan rahmet, ailelerine sabır ve metanet, yaralılara ise acil şifalar dilerim.  

Hatırlayanlar bilir eskiden büyüklerimiz çocuk yada gençken bizlere söyle derdi; “aman oğlum yada kızım yanlız bir yere gitmeyin, sakin yerlerde dolaşmayın, tanımadığınız kimseye yanaşmayın, daima kenardan gidin, trafik ışıklarına riayet edin” vs. öğüt ve nasihatler.

Daha sonraları bizlerde kendi çocuklarımızı benzer şeylerle uyarmıştık.

Ancak son yıllarda Ülke öyle durumlara geldiki; tavsiye ve nasihatler tam tersine olmaya başladı. “Aman toplu yerlere gitmeyin, kalabalıklar arasında olmayın, siyaset, etkinlikler, demokratik eylemler, mitingler, sinema, tiyatro, avm, stadlar, spor karşılaşmaları..vs bulunmayın” şekline dönüştü. 

İşte toplumdaki bu 360 derece değişim ve oluşturulan toplumsal algı insanların can emniyeti düşünüldüğü için mi? yoksa birileri insanların bir arada olmasını, sosyal dayanışmayı, birlik ve beraberlik ile demokratik eylem, etkinlik ve tepkiler sergilemesini mi istemiyor? Daha doğrusu korkuyor. Tartışılır. 

Bence esas üzerinde durulması gereken "korku toplumu" oluşturma çabalarıdır.
                                                                                                                                                                                                
Bunun bu Ülkeye ve iktidara faydası olmadığı gibi toplumun bölünmesine, ayrışmasına ve tedirginliğine neden olduğuda aşikardır. Tamda emperyalistlerin ve taşeronu terör örgütlerinin istediği ortam.

Bu tür yaklaşımlardan ilerde en çok zarar görecek olanda bu Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerine alan iktidar olacaktır. Halbuki 15 Temmuz’da sokağa dökülen halkın içinde her türlü siyasi, ideolojik ve etnik dğişik kültürlerden gelen insanlarda vardı. 

Devleti yönetenlerde hala Gezi Parkı kompleksinin olduğu ortadadır. İnsanların demokratik tepki göstermek üzere bir araya gelmesini istemiyorlar. Ancak bunu yaparkende bir tarafı engelleyim derken, diğer tarafta sözde müslüman ve cihatçı ufak bir azınlığın öne çıkmasını, tetikçilik yapmasını engelleyemiyorlar. 

Bunlar "Reina katliamı"nı alkışlıyorlar ancak bir yaptırım ve takibat yok. Sadece kınama sözleriyle iş geçiştirilmeye çalışılıyor. Bu tetikçilerin yaptığı teröre destek ve yataklık değildirde nedir? Birilerinin anlamsız çığırtkanlığı ile Hüsnü Mahalli ve Ahmet Şık için harekete geçen Adalet mekanizması İslami ve Cihatçı terör örgütlerini kışkırtan, destek veren ve onlardan taraf olan bu kişileri görmüyor mu? 

Senin teröristin kötü, benimki iyi mantığı Ülkeyi her türlü terör örgütlerinin cirit attığı bir hale getirdi. Bu şekilde terörle mücadele olur mu? Birini engellesen diğeri ortaya çıkıyor.

Bir hükümeti düşüren en önemli iki faktörden birisi ekonomi ise diğeride nerden gelirse gelsin her türlü terördür. Ve malesef iktidar bu tür İslami terör destekçisi, cihatçı ve tetikçi basın ile bunların sözlerine bakıp, inanan cahil grupları görmezden gelerek, aslında kendi ayaklarına kurşun sıktıklarının farkıda bile değiller. Bunlara karşı sözde değil, özde Adalet mekanizması işletilmeli, terör konusunda samimi olunmalıdır. 

Aslında normalde her iktidar koltuklarında rahat oturmak için ekonomi ve terör sorunu olmayan, barış içinde istikrarlı bir Ülke ortamı ister. Ancak malesef AKP iktidarı toplumsal birlik ve beraberliği sağlamak yerine tam tersine gerilimden beslenmeye çalışıyor.  

En basit örneği hala “Başkanlık sistemi” üzerinde direnilmesidir. Devleti yönetenler toplumu korkutmak ve germek yerine gerekli güvenlik önlemlerini alarak, ayrımsız birlik ve beraberliği sağlamak zorundadır.  Bu konuda OHAL’in arkasına sığınılmamalıdır. Her türlü toplumsal demokratik tepki ve sosyal dayanışmaların önü açılmalı, ayrımcı ve tetikleyici beyanatlardan kaçınılmalı, böylece halk rahatlatılmalıdır.

Aksi halde terör örgütlerinin tam istediği ortam tamamen oluşmuş olacak ve katliamlar devam edecek, terör içinden çıkılamaz hale gelecektir. Terör örgütlerinin en çok korktukları ortam ayrımsız, kayıtsız ve şartsız  birliktelik ile toplumsal direniştir. Bugüne kadar terör karşısında Muhalefet Partilerinin sabır, destek ve tutumlarına bakıncada Hükümet için bulunmaz bir nimettir. Bu destek kaybedilmemelidir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×