Bu Makale
796 Tekil
Görüntülendi.
VECİHİ HÜRKUŞ ve İLK HAVACI KADIN ŞEHİDİMİZ ERİBE HÜRKUŞ

VECİHİ HÜRKUŞ ve İLK HAVACI KADIN ŞEHİDİMİZ ERİBE HÜRKUŞ

 


HÜRKUŞ AİLESİNİN ve TÜRKİYE'NİN ilk kadın havacı şehidimiz.

 


Ünlü havacımız Vecihi Hürkuş'un öz yeğeni.

29 Ekim 1936’daki kutlama uçuşlarında gösteri yapan Eribe Hürkuş,  paraşütü açılmayınca şehit olmuştur.

Eribe Kartal Hürkuş, Vecihi Hürkuş’un öz yeğenidir.

Havacılık tarihimizin ilk kadın şehididir.

Rahmet , minnet , ve dua ile  anısı önünde saygıyla eğilirim. Ruhu şad olsun.

 

 

Eribe Hürkuş'un şehit olduğunun haberini yazan gazete küpürü.


****

VECİHİ HÜRKUŞ

İstiklal madalyalı olan  Vecihi Hürkuş, 6 Ocak 1896'da, İstanbul'da dünyaya geldi.Babası gümrük müfettişi Faham Bey , annesi Zeliha hanımdır. Üç kardeşin ortancası olan Vecihi Hürkuş babasını genç yaşta kaybetti. İstanbul  Tophane Sanat Okulu'nda  okudu.  Balkan Savaşı'na gönüllüler arasında katıldı.  I. Dünya Savaşı'nda, Bağdat cephesinde uçak mühendisi olarak başarılı uçuşlar yaptı.  Kafkas Cephesi'nde 1917 yılında   Rus uçağını düşürdü. Bunun üzerine "Düşman Uçağını Düşüren İlk Türk Pilotu" ünvanını aldı. Savaşta yaralandı.  Rus'lara esir düştü. Nargin Adası'ndan  kaçmayı başardı.  Vecihi  Hürkuş, kurtuluş savaşına katıldı. Çeşitli keşif  uçuşları yaparken   Yunanlılara ait  uçağı düşürmeyi başardı.  İzmir Havaalanı'na inerek burayı işgalden kurtarılmasında büyük bir başarı kazandı.Bu başarısı nedeniyle  Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine İstiklal Madalyası verildi.

 


Uçaklara ve uçmaya büyük bir olan tutkusu  olan Vecihi Hürkuş, ilk Türk yapımı uçak olan " Vecihi K VI'ı" isimli uçağını yapmayı başardı.   28 Ocak 1925'de yaptığı ilk uçağının uçuşunu  gerçekleştirdi.

 Mustafa Kemal Atatürk'ün  önderliğinde kurulan "Türk Tayyare Cemiyeti‘ne" (TTC) katıldı.Vecihi  Hürkuş, 1931 de  " Türk Tayyare Cemiyeti " adına  ilk kez Türkiye turunu gerçekleştirdi. Ardından, Ankara, Konya, İzmit, İstanbul gibi şehirlerimize uçak turları düzenledi.


Vecihi Hürkuş 21 Nisan 1932'de, "Sivil Tayyare Mektebi'ni" kurarak havacılık alanında bir ilki başardı. 1933 yılında iş adamı  Nuri Demirağ tarafından finanse edilen Vecihi K-XVI isimli uçağının çizimlerini yaptı. 1937 yılında "Türk Hava Kurumu", Hürkuş'u mühendislik eğitimi  için, Almanya'ya gönderdi.

 1939 senesinde mezun olup Türkiye'ye döndü. Vecihi  Hürkuş'a iki senede mühendis olamayacağı gerekçesi ile uçak mühendisi ruhsatı  verilmedi. 


29 Kasım 1954 yılında Türkiye'nin ilk sivil havayolu şirketi olan "Hürkuş Hava Yolları'nı" kurmak için   Türk Hava Yolları'nın  eski  uçaklarını  onararak filosunu kurdu.

İstikbal göklerdedir diyen Atatürk'ün ilkeleri ve istekleri konusunda kendisine destek verilmedi. Uçuşları nedensiz iptal edildi.Bu sorunlarla baş edemeyince işini kapatmak zorunda kaldı.

Hayatının ilerleyen döneminde büyük yoksulluk içinde yaşadı.16 Temmuz 1969'da  hayatını kaybetti.Vecihi Hürkuş ailesinin uçaklara ve uçmaya olan tutkusu hüzün getirdi. 

Türkiye'nin ilk kadın hava şehidi olan yeğenini paraşütü açılmadığı için kaybetti.


****

"Yavrumun Şehadeti"

Vecihi Hürkuş ; Yeğeni Eribe Kartal Hürkuş'un şehit oluşunu yıllar sonra yazdığı  "Havalarda" isimli kitabında o günü şöyle anlatıyordu.

"29 Ekim 1936. Bu büyük gün, kim bilirdi ki hayatıma korkunç bir ızdırap sahifesi olacakmış. Evvela düz bir akışla başlayan hareket kısa bir zaman sonra vrile (spin) kapılarak havanın boşluğu içinde yuvarlanmaya başladı. Bilemiyorum ben ne haldeydim. Yalnızca duyduğum, boğucu bir heyecan içinde hançerelerinden boğuk boğuk yavruma duyurmak istedikleri 'Aaaç aaaç.' diye bir çığlık halinde haykıran, etrafımda toplanan talebelerimin sesleriydi. Tayyareden ayrılışından sonra 100, 200, 400 ve 600 metre düşüş halinde yavrum bir taş gibi her an büyüyen bir hızla boşlukta yuvarlanıyor, paraşütünü açamıyordu.

Bu an, bir heyecan içinde çırpınan duygularım ne ile ifade edilebilir? Acz içinde titreyen dudaklarımla ulu Allah'ıma yalvarıyorum, yalnız O'ndan istimdat ediyorum, yavrumu koru... Tam 600 metre düşüşten sonra bir an yavrumun üzerinde beyaz bir kubbe göründü. Evet paraşüt açılmıştı ama ne idi bu menhus tesadüf. Açılan paraşütü uçan bir yıldızın kuyruğu gibi büzüldü ve sonra yavrum dumanlı gözlerimde kayboldu. Koşuyorum. O yere koşuyorum, nasıl bir koşuş bu, heyecanım bende şuur diye bir şey bırakmamış ki bacaklarıma hakim olamıyorum ve düşüyorum. Yine sıçrıyor koşuyor ve koşuyorum, yanıma yetişen motorlu araçları istiskal eden bir his var içimde. Çocuklar 'Hocam gel gel.' diye bağırıyorlar, güvenim yok ben onlardan daha çabuk yetişeceğim yavruma inancı var içimde.

Nihayet yavrumun yanındayım. Karşılaştığım hazin sahne ile ruhumu karartan korkunç hadise arasında manası anlaşılmayan bir tezat var. Totom 800 metreden düşüyor ve şimdi yaşıyor. Makulata sığmayan bu hali ifade edecek tek kelime 'Mucize.' Yalnız yaşamak değil, hem konuşuyor... Ben mi öldüm ya Rabbi?

Heyecanla üstüne atılıyorum ve yavruma sarılıyorum. Beni görünce gözlerinde beliren bir sevinç hali var. Gülüyor, gülmeye çalışıyor. Yavrum çektiği büyük acıyı suni tebessümü ile etrafına hissettirmemeye gayret ederek bir hata sandığı hareketimi mazur göstermek için, 'Babacığım kabzayı çektim çektim çok uğraştım ama paraşüt açılmadı. Sonra yedek kabzayı çektim, sonrasını bilmiyorum babacığım.' diye inliyordu."

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×