Bu Makale
1024 Tekil
Görüntülendi.
YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ (-Yaşasın Cumhuriyet!)
Gözleri çakmak çakmaktı.
Karşısındakilere öylesine canlı ve derinden bakıyordu ki cesaret edip kimse göz göze gelemiyordu.
O gün, o akşam, Türkler'in ve yeni işgalden kurtarılmış yurdun yazgısı değişecek karar alınacaktı.
28 Ekim akşamı Gazi, Çankaya'daki sofrasına devletin yönetiminde yer alan önemli kişileri çağırmıştı.
Masada yerler alınmış, yemekler yenmişti.
Gazi suskundu.
Arada bir konuşuyor, sonra dikkatli biçimde yemeğini yiyor; arada derin düşüncelere daldığı görülüyordu. 

Bir an geldi:
Çelik gibi gözlerini sofradakilerin üzerine dikti ve tok bir sesle kararını açıkladı:
“Yarın cumhuriyet ilan edeceğiz!”
Cumhuriyet! Cumhuriyet ha!
Kimi şeyler duyulmuş, belli zamanlarda tartışmalar da yapılmıştı. 

Ve şimdi o kesin adım atılıyordu ha!
Cumhuriyet.... Tıpkı Fransız Devrimi'nde, tam yüz elli yıl kadar önce Robespier ya da Danton'ların aldığı karar gibi bir dönem mi yaşanıyordu yani!

Cumhuriyet olunca ne olacaktı ki hem?
Ulus egemen olacaktı. Tamam...
Zaten tam dört yıldır, ulusal kalkışmanın başından beri Türkiye'de yurtseverler, ulusun egemen olması için uğraşıyorlardı.
Üzerine yemin etmişlerdi, ulusal egemenliği hakim kılmak için.
Ama kimsecikler bunun cumhuriyet ile bağını kurmaya yeltenmemişlerdi.

Millet adına karar vermeyi, onun gücüyle bağımsızlık hareketine yönelmeyi ulusal egemenliğin gerçekleşmesi için yeterli görüyorlardı.
Kimsecikler çıkıp da 1 Kasım 1922 tarihined Saltanat'ın kaldırılışından beri geçen zamandaki yönetsel boşluğu tam olarak görememişti.
Öyle ya!
Bir hükümet vardı, ulus adına karar veriyordu; ancak bu rejim eski rejim de olmadığına göre, neydi?
Kimilerine okuyup duyduklarından bir şeyler de çağrıştırmıyor değildi Cumhuriyet için.
Ulus egemen olacaktı.
Yasama, yürütme ve yargı erkini ulus elinde bulunduracaktı.
Saltanat rejimine karşı, egemen olan ulus yazgısına el koyacaktı.
Özgürlük daha radikal biçimde istenecek, birey ve yurttaş olmanın gurur ve onuru yaşanacaktı.
Tebaalıktan, kullktan sıyrılacaktı insancıklar.
Ulusal varlık, bireysel duruş yeni bir kimlik ve giderek yeni bir rejim inşaa edecekti.

Şimdi yüzler donmuş gibi sofraya bakıyordu.
Herkeste derin bir suskunluk vardı.
Ya şimdi yapılması gereken?
Bir anayasa değişikliği…
1921 Anayasası, savaş koşullarının yarattığı bir anayasaydı. 
Şimdi bu anayasaya ek maddeler konularak, sistemin tanımı yapılmalıydı. 
Gereken adımlar da atıldı: 
Gazi Paşa’nın bu önerisi doğrultusunda, İsmet Paşa bir önerge hazırlayarak meclise sundu.
Bu önergede, egemenliğin kayıtsız-koşulsuz ulusun olduğu belirtiliyor; yönetim biçiminin, halkın kendi yazgısını kendisinin belirlemesi temeline dayandığı vurgulanıyordu. 
Ve... 

Bu belirtildikten sonra...
“Devletin hükümet biçimi cumhuriyettir” deniliyor; dininin İslam, resmi dilinin Türkçe olduğu söyleniyordu. 
Başkenti ise Ankara’ydı. 
Bu yapıda, önemli bir kurum daha ortaya çıkıyordu:
Cumhurbaşkanlığı... 
Devlet, meclis tarafından yönetilirdi.
Bu meclis, Cumhurbaşkanını kendi üyeleri arasından seçecekti. 
Cumhurbaşkanı, devletin de başkanıydı.
Gerektiğinde meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık edebilirdi...
Ve sonuç:
Artık Türkiye Devleti bir Cumhuriyet idi…
Ankara'nın, dalga dalga da yurdun diğer köşelerinde ufuklar, top seslerinin kulak yırtan uğultularıyla çınlıyordu.
Bir ulus, Monarjinin karanlığından sıyrılmış ve cumhuriyete kavuşmuştu.
Kara, kapkara sular, meğer ne kadar maviydi!
Bunu anlıyordu ulus.

Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ve Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa, Meclis’teki 158 milletvekilinin oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 
İlk kabine Malatya Milletvekili İsmet Bey tarafından oluşturularak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak seçildi.
Fethi Bey de Meclis Başkanı olarak seçiliyordu.
Bu seçimlerden sonra, mecliste büyük bir coşku ortaya çıktı. 
Milletvekilleri alkış tufanları arasında: 
-“Yaşasın Cumhuriyet!” diye bağırıyorlardı.
-“Yaşasın Cumhuriyet!”
Evet; cumhuriyet yaşayacaktı.
O çocuk şimdi taşlı, çakıllı yollarda yürüyecek, güçlenecek; an gelecek, eski hastalıklar tenine yapışacak; onu hırpalayacak; ancak o dimdik ayakta kalacaktı.
Çünkü Cumhuriyet Aydınlık demekti… 
Önce hançereleri yırtarak çıkan; "Yaşasın Cumhuriyet!" haykırışları, şimdi yüreklerden taşıyordu; dalga dalga ve yayılarak:
-Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yaşasın Türkiye... 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×